Uzaktan Çalışma ve Bilişsel Yük

Bu yazı, LinkedIn'de paylaştığım bir gönderiden derlenmiştir.

Kendi şirketimiz ve ekiplerimiz adına rahatlıkla söyleyebilirim: biz tamamen uzaktan çalışıyoruz. Hatta daha ilginci, bunu 2018'de, o zamanki yöneticim Cengiz Şeker ile birlikte, pandemi öncesinde başlatmıştık.

Teknoloji üzerine çalışıp da çalışanları ofise çağırmakta ısrar eden firmalarda çoğu zaman eksiklikler gözlemliyorum. Gerekçelerini sorguladığımda ortaya genelde şunlar çıkıyor: organizasyon eksikliği, deneyimsizlik, yüksek bir bilişsel yük (cognitive load), oturmamış kurum kültürü ve doğru araçların kullanılmaması. Danışmanlığını yaptığım büyük bir kurumda “iki gün ofis, üç gün ev” uygulanıyordu; ama online toplantıda evden katılanların sesi, ofistekilerin mikrofonlarında sekiyordu.

Ben bilişsel yükün olabildiğince azaltılmasına inanıyorum. Bunu; herkesin erişebildiği bir doküman yönetim sistemiyle, yapay zekâ araçlarıyla, iç eğitimlerle ve en önemlisi personelin deneyim kazanmasını sağlayarak yaparsınız. Böylece birine bir iş verdiğinizde işin çıktısına, değerine ve harcanan süreye bakarak değerlendirme yaparsınız — bireysel, ekip ve yönetici düzeyinde.

Kimseden sabah 9 akşam 6, sekiz saat çalışmasını beklemiyoruz. Sağlıklı bir şekilde üç-dört saat verimli çalışma bizim için yeterli. Nerede olduğu önemli değil; birbirimize ulaşabiliyor muyuz, takıldığımızda rahatça konuşabiliyor, eleştirebiliyor, düzeltebiliyor muyuz — ben buna bakıyorum.

Jira panosunda hikâye puanları müşterilere bir şey ifade etse de, biz retro hikâye puanlarını değerlendirmeyi tercih ediyoruz; bunu rahatça tartıştığımız toplantılarımız oluyor. 21. yüzyılda hâlâ ofise çağıran teknoloji firmalarını ise verimsiz buluyorum.